|
Animatörbey
|
 |
« Yanıtla #1 : Kasım 06, 2007, 02:23:53 ÖÖ » |
|
Hamza Bey,
İki tane animasyon dizisi çalışıyorsunuz ama animasyon ile ilgili olarak fikrî ve kavramsal açıdan büyük yanlışlıklar içindesiniz.
Öncelikle konuyu "birilerinden bir şeyler beklemek" biçiminde ortaya koymanız çok yanlış. Kim, kimden ne bekliyor?
Meselâ, Kültür Bakanlığı'na gittiğimde, bana "Sizin neden bir meslek birliğiniz yok" diye soruyorlar. Ne diyeceğimi şaşırıyorum. Bütün dünyada çizgi film yapanlar bir araya gelerek mesleklerini ve onurlarını korurken, biz, burada elâlemin, çizgi film piyasamızı parsellemesine peşkeş çekilmesini seyrediyoruz. Kelimenin tam anlamıyla, "ayran budalası gibiyiz". Bunun adı da, ne oluyor şimdi?: "Kendi tırnağımızla kaşınmak mı", yoksa elâlemin ipiyle kuyuya inmek mi?
Herkes kendi kendine bir şeyler yapabilir. Kimi stüdyo imkânlarına sahiptir, kimi de oturup evindeki bilgisayarında flash'ı kurcalayarak animasyon üretmeye çalışır. Sonuç olarak, iş ticarete gelir, dayanır. Yapılan, üretilen animasyon, nasıl değerlendirilecektir, animasyonu yapan(lar) yaptıkları işin ve harcadıkları zamanın kendilerine ekmek parası olarak dönmesi için ne yapmalıdır?
Hadi bakalım, oturup 10 saniyelik bir animasyon üretelim, kendi kendimize, konusunu, story-board'unu, lay-outlarını çıkartalım, sonra bir teknik seçelim ve animasyona girişelim. Yaptık, bitti. Ne olacak şimdi? Kim alacak bunu? Durup durduk yerde kimse almaz. Genellikle önceden sipariş edilmiş işler çalışılır, bunlara zaman harcanır ve ticarî beklenti içine girilir. Peki bu işi doğru düzgün bilmeyen, henüz yeteri kadar tecrübe edinmemişler ne yapacak? Nasıl deneme üretimleri yapacak ve bunları nasıl tecrübe tahtalarına yazacaklardır? Sadece bir-iki line-test ile yetinmeleri mi gerekecektir? Sanat amaçlı deneysel çalışmalar üretmeleri yasak mıdır? Yaptıkları işten ticarî beklenti içine girmeleri için daha kaç yıl beklemeleri ve ne tür kazıklar yemeleri gerekecektir?
Animasyon, sadece okullarda öğretilen veya birilerinin hasbelkader öğrendikleri bir iş değildir. Okulda da olsa, ticarî hayatta da olsa, sanat amaçlı, ticarî beklentilerden uzak, deneysel çalışmalar yapmaları, daha sonraki ticarî çalışmaları için de ciddi bir kazanç ve sağlam bir dayanaktır. Buradan öğrendiklerini, "entel işi saçmalıklar" olarak değerlendiremeyiz. Ustalardan aldıklarını da böyle işlerle harmanlayarak sanat amaçlı deneysel animasyon üretmelerini teşvik etmek gerekir. E, bunu kim yapacak? Sizin hacı ağalarınız böyle işlere para yatırır mı? Bu işler, elbette devletin teşvik ettiği ortamlarda hayat bulur, filizlenir ve sonra gümbür gümbür ticarî hayata akar. O hacı ağalar, bunu anlamazlar bile...
Devlet, sinema destekleme ile ucundan azıcık, o da daha yeni yeni bu işlere küçük destekler vermeye başladı. Ama asıl önemlisi, bu konulardaki yasal düzenlemelerdir. Animasyon sektörü oluşacaksa, bu, ancak kendi kültürünü koruyucu animasyon üretenleri teşvik edici yasal düzenlemelerle olur. Dünyanın önde gelen bir çok ülkesinde, böyle düzenlemeler var. Avrupa Birliği ülkelerinin her biri, kendi animasyon sektörlerini korumaya almışlar bile çoktan. Biz, globalleşme adına kendi küçücük sektörümüzü bile gözümüzü kırpmadan harcamaya kalkıyoruz. Çin'de, prime-time'da yabancı çizgi film gösterilmesi, resmen yasak!
Zannediyor musunuz ki, siz rekabet ile her şey çözümlenecek? Hadi buyurun, Disney&Pixar ile rekabet edin de görelim! Onların, bütün dünyaya yayılan, Buena Vista diye bir dağıtım ağı var. Sizin var mı, yaptıklarınızı anında pazarlayacak, paraya tahvil edecek bir mekanizmanız?
Onlar bizden çok önce bu piyasayı bütün dünyada ele geçirdi. Bizim, zayıf ve dar imkânlarla onlara karşı koyacak gücümüz yok. Böylece, sizin o korumaya çalıştığınız kültürünüz de saldırıya uğramış oluyor. Sabahtan akşama kadar Noel babalı, kilise çanlı, tuhaf canavarlı, kısaca çocuklarımızın ve büyük çocuklarımızın sokakta görmeye hiç de alışık olmadıkları, yabancı, garip bir sanal dünya ile kuşatılıyoruz. Çocuklar açısından çok daha zararlı, çünkü küçük beyinlerdeki algılama, henüz bu sanal dünya ile gerçek dünyayı sağlıklı biçimde ayırd edebilme yeteneğine sahip değil. Bu şekilde işlenen konu ve temalı çizgi filmlerle büyüyen çocuklar da, büyüdüklerinde, kendi kültürlerine sırt çeviriyor, çünkü bilinçaltında kendi kültürlerinin onlara vereceği bu tür mutluluklar olmadığına inanıyorlar.
Siz, bu devâsâ piyasa ve kültürel saldırıya karşı Konya'daki stüdyonuz ile savaşın şimdi. Rekabetin gücüne inanıyorsanız, savaşın. Allah yolunuzu açık etsin. Ama komşusu aç gezerken, tok gezen bizden değildir hadis-i şerifini de unutmayın. Bu gibi konularda birlik olmanın ne kadar önemli ve caiz olduğunu unutmayın. Kültürel savaş, toptan, tüfekten de büyük, stratejik bir silahtır.
Ve bütün bu büyük saldırı ortamında, rekabet adına asla Müslümanlara sığınmayın. "Ben bu büyük şirketlerle rekabet edemem ama Müslümanların hassasiyetlerini nasıl olsa onlar işlemeyi beceremez, böyle bir boşluk bulmuşken bundan faydalanayım" diye düşünmeyin. Zira, "Ötekileştirilmiş" Müslümanlık, Müslümanlık değildir.
Not1- Türkiye'de haddinden fazla Türk çizgi film kahramanı var. Sondaj yapılmazsa, gün ışığına çıkmazlar.
Not2- Çizgi filmcinin "boş zamanı" yoktur.
|